Denge üzerine...
- Beyza IŞIK
- 8 Oca
- 2 dakikada okunur
Bu yazı, sabah izlediğim The Idea of Balance adlı kısa filmden yola çıkarak ve gün içinde ''tam şu anda neler var?'' sorusundan sonra, harmanlanarak çıktı.
“Denge” dediğim şey benim için ne ifade ediyordu?
Üç dakikalık bu kısa filmde dikkatimi çeken şey, dengenin hiç “tamamlanmış” görünmemesiydi. Yani, sabit, bitmiş, tamamlanmış bir şey sunmuyordu. Ve bu durum durağanlaşmadan, sürekli minik değişimlerle sürüyordu. Dışarıdan daha sabit gibi görünen, ama içinde bir akışkanlık ve canlılık barındıran bir hâl mi denge? En ufak bir değişiklikte bozulma ya da değişme ihtimalini de içinde taşıyan bir durum mu? Buna dair net bir cevabım yok henüz.
Bunları düşünürken, yoga pratiğim geldi aklıma; özellikle de denge pozları. Ayakta denge pozlarından ziyade, sıkça el ve kol dengelerini uyguladığımı fark ettim. Neden bu pozları bu kadar sevdiğimi ve yapmaya çekildiğimi düşündüm. Elbette bunun fiziksel bir tarafı var. Ama bunun yanında asıl sevdiğim şeyler, bedenin o anda nasıl “uyanık” hâle gelebildiğini tatmak sanırım. Her şeyin kendi hizasına çekilmesi hissi. Dikkati “tam şu ana” taşımayı ve orada tutmayı kolaylaştırması…Biraz farkındalık, biraz da abartısız bir özen belki merak istiyor bu pozlar. Yazdıkça denge pozlarının yansımasını daha iyi anlıyor ve gülümsüyorum.
Mesela matta bu tarz pozlardayken beden ağırlığım sürekli yer değiştiriyor. Sürekli bir bilgi akışı zaten mevcut. Gözler, iç kulak ve kaslardan gelen sinyaller aynı anda çalışıyor; beden, konumunu bu bilgileri sürekli güncelleyerek buluyor. “Neredeyim, ne kadar eğildim, baskım, itişim, ağırlığım nasıl? ” gibi sorular cevap buluyor. Zihin başka bir yere gittiğinde beden bunu hemen belli eden bir yapı hâline geliyor; küçük bir sallanmayla ya da bazen bir düşüşle.
Hayatta da…
Duygusal ya da zihinsel olarak sallandığımda, ilk işareti yine beden veriyor. Nefesim değişiyor, kaslarım sertleşiyor. Tarafsızca bakmayı öğrendikçe — farkındalık pratikleri sayesinde — beden bu işaretlerle, haber veren bir alan olmuş oluyor.
Orada kalabilme becerim geliştikçe, bedenle ve anla kurduğum temasın nasıl değiştiğine daha yakından bakıyorum.
Tüm bu deneyimlerime baktığımda şuraya geliyorum.
Denge, hiç sallanmamak ya da hiç düşmemek değil.
Denge, durağanlıkta değil; bedenle, anla ve olanla kurulan ilişkinin sürekli değiştiği yerde var oluyor.
Orada, o anda, mevcut olan her şeyle.